Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

İSLAMDA İNSAN HAKLARI

Şahsın Ekonomik Varlığıyla İlgili Hakları

    1. Mülkiyet:
    2. İslam’da kişilerin ferdi mülkiyete sahip olmaları esastır. Fakat mülkiyet elde edebilmek için bir takım kurallara uymak gereklidir. İslam, helal yoldan elde edilen tüm mülkiyeti uygun görmüştür.

      İslam hukuku alışverişi, ticareti helal kılmış hatta insanları buna teşvik etmiştir.() Yine mülkiyete bağlı tasarruflar olan; zekat, sadaka ve infak İslam’ın emrettiği fiillerdir.() miras hakkının tanınması da mülkiyet hakkına da bağlıdır. Mülkiyet hakkının, hırsızlık ve gasp gibi yollarla ihlal edilmesi durumunda çok ağır cezai müeyyideler öngörülmüştür.

      Nisa 29: “Ey iman edenler! Mallarınızı, aranızda batıl sebeplerle yemeyiniz. Ancak kendiliğinizden anlaşarak bir ticaret yapmanız başka. Hem kendilerinizi öldürmeyin şüphesiz Allah size çok merhametlidir.”

      Maide 38: “Erkek ve kadın hırsızın, yaptıklarına ceza ve Allah’tan bir azap olmak ?zere ellerini kesiniz. Allah g??l?d?r hikmet sahibidir.

    3. Çalışma Hakkı:
    4. İslam’da çalışma teşvik edilmiş tembellik kınanmıştır. Kişi gerek bu dünyadakini refahını gerekse ahiret mutluluğunu bu çalışmaları sayesinde elde edecektir. İslam dini iş ve meslek sahibi olmayı ve ailesinin rızkı için çalışmayı cihat kabul etmiş ve bu kimselerin ibadet ediyormuşçasına sevap kazanacağını belirtmiştir. Kur’an-ı Kerim bu hususta, “İnsan için çalıştığından başka şey yoktur.” hükmünü koymuştur. Ayrıca Hz. Muhammed de “Hiç kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” Diyerek insanları hem çalışmaya yönlendirmiş hem de bu hakkın en tabii hak olduğunu göstermiştir. Bu yüzden kimsenin çalışma hakkı engellenemez. Şahsın bu hakkına mani olan her türlü tutum devlet tarafından engellenmelidir. İnsanlar ayrıca bu haktan feragat edemezler. Çünkü bu hak aynı zamanda bir vazifedir.

    5. Miras Hakkı:
    6. Aslında miras hakkı mülkiyet haklarından sayılır. Bu konuda İslam dini çok titiz davranmıştır. Özellikle Kur’an-ı Kerim’de mirastan bahseden pek çok ayet bulunmaktadır. Nisa suresinin 7., 11., 12. ve 176. ayetleri mirasın haklı bir şekilde nasıl pay edilmesi gerektiğinden bahsetmektedir.

    7. Vatandaşlık Hakkı:

   Bu hak bir devlet i?inde resmi yükümlülüklerle geçerli olan bir haktır. Devlet tarafından kanunlarla belirlenen tüm faaliyetlerden herkes, yani vatandaş sayılan her insan eşit ölçüde faydalanır. Resmi ve gayri resmi kuruluşlar da vatandaşlık hakkını kullanabilir. Kişilerin vatandaşlık hakkı devlet tarafından sağlanır. Bu hakkın ihlali olduğu zaman cezai müeyyideler yine devlet tarafından uygulanır.

   Yukarıda anlatılan tüm bu haklar, İslam’da insana verilen önemi göstermektedir. İnsanlar haksız yere bu haklarından feragat edemezler. Bütün bu haklar, Hz. Peygamber zamanından günümüze kadar. Olan süreçte güncelliğini korumuş ve İslam dininin ne derece everensel bir din olduğunu bizlere kanıtlamıştır. Yine insan hakları açısından Hz. Peygamberin, Mekke’den Medine’ye hicretinden sonraki hayatı da incelemeye değerdir.

   Hz. Peygamber 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde barış, eşitlik, gerçek hürriyet ve kardeşliğin temellerini atmış oluyordu. Bu konuda Allah Resulünün yaptığı ilk etkinlik, Mekkelilerle Medineliler arasında meydana getirdiği ensar ve muhacir kardeşliğidir. Ensar ve muhacir kardeşliği ahlaki, siyasi, iktisadi ve hukuki yönleri bulunan bir uygulamadır.

   Konumuz açısından insanları kardeşlik duygularıyla birbirine bağlanıp, kendi malının yarısını karşılıksız olarak kardeşine vermesi tarihte eşine rastlanmayacak önemli bir hadisedir. Daha sonra Hz. Peygamber Medine’de yaşayan bütün insanları ve bütün guruplar içine alan bir ana sözleşme ile yeni bir devlet kurdu. Bu Medine site devletinin ana sözleşmesini, taraflar arasında imzalatmak suretiyle; vatandaşlık, barış ve güvenliği sağlamış oluyordu. Hz. Peygamberin Medine de yaşayan bütün insanları Medine sözleşmesi ile bir araya getirmesi, insan hakları bakımından çok büyük değere sahip uygulamadır. Nihayet 632 yılında yaptığı Veda Haccı’nda Arafat Düzlüğünde on binlerce hacının huzurunda tüm insanlığa çağrıda bulunarak, “Ey insanlar!..” diye başladığı hitabesi ile insan haklarını kamil bir şekilde dile getirmiş oluyordu. İnsan hakları açısından Veda’ Hutbesi, İslam hukukunun önemli kaynaklarından birisidir.

   Hz. Peygamberin veda Haccı Hutbesi; insan değerini evrensel insan kardeşliğini, ırk renk ve sınıf gibi mülahazalara dayanan bütün ayrımları kaldırıcı bir kardeşliği savunan prensipler ihtiva etmektedir. Burada canların, malların mukaddes olduğu ilan edilmiştir.

   O, insanlara hitaben:

   “Hepiniz Ademin çocuklarısınız, Adem ise topraktan vücut bulmuştur.” demiştir. Hz. Peygamber Veda Hutbesinde, getirdiği dinin adeta bir özetini vermiş gibi idi. Her mevzu Allah – İnsan – Diğer varlıklar üçgeninde cereyan ediyordu. İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. İnsanın kendi özüne, canına malına, düşüncesine ve her şeyine dokunulmazlık getiriliyordu. Tek cümle ile bu hutbe, insanların kaybetmiş oldukları haklarını yeniden ortaya koyuyordu. Bu hutbede şu evrensel prensipler yer almaktadır:

Herkesin can, mal ve namusu tecavüzden korunmuştur.

Kimsenin kimseye zarar verme hakkı yoktur

Faiz yasaktır.

Kan davaları yasaktır.

Adaleti kişisel olarak yerine getirmek yasaktır.

Kadınlar erkeklerin hayat arkadaşlarıdır. Buna göre kadınlara iyi muamele edilecektir. Onlar da tıpkı erkekler gibi mal ve mülke şahsen tasarruf hakları olacaktır.

Servetin bir elde birikmemesi i?in bütün varislere, hisselerine isabet eden meşru hakları verilecektir. Bütün borçlar iade edilecek ve ariyet olarak ne alınmış ise iade edilecektir.

Kölelere,efendilerinin aile fertlerinden biri imiş gibi muamele edilecektir.

Zina ve aile hayatına zarar verebilecek her şey yasaktır.

İnsanlar ırk ve renk farkı gözetmeksizin birbirlerine eşittirler.

Bütün Müslümanlar kardeştirler.

Kur’an, Hz. Peygamber tarafından bırakılan en büyük mirastır.

 SONUÇ

   Bugün dünya, insan hakları konusunda henüz İslam’ın işaret ettiği seviyeye gelememiştir. İnsan, mümin olsun olmasın Allah’ın kulu ve güzel bir emanetidir. Allah-ü Teala insanı eşrefi mahlukat olarak addetmiş ve ona bir takım haklar vererek kendini gerçekleştirmesini istemiştir.bu hakları maddi manevi ve ekonomik olmak üzere üç gurupta inceledik. Fakat günümüzde İslam’ın koymuş olduğu bu evrensel haklar her alanda çiğnenmektedir özellikle dünya Müslümanları büyük bir baskı altında ezilmekte, Çeçenistan’da can, mal ve ırz dokunulmazlığı çiğnenmekte, Afrika’da insanlar açlıktan dolayı ölüm ve hastalıkla karşı karşıya gelmektedir. Dünyanın bir çok yerinde ve ülkemizde din, vicdan ve düşünce serbestliği tam olarak tanınmamakta ve kişiler inançlarından dolayı dışlanmaktadırlar. İnanç hürriyetinin ihlalinin yanı sıra bu durum ileri sürülerek kişiler eğitim ve öğrenim hakkından feragat etmek zorunda bırakılmaktadırlar. Bunlar her ne kadar insanın tabii haklarından sayılırlarsa sayılsınlar, büyük bir otorite tarafından koruma altına alınmadığı zaman başkaları tarafından kolayca ihlal edilmekte ve çiğnenmektedir. Tüm bunlara rağmen insanlar arasında, insan olma bakımından herhangi bir fark görmemek, onları eşit hak ve vazifeleri, kıymet ve değerlere sahip varlıklar olarak kabul etmek, işte İslam’ın ve İslam Hukuku’nun insan hakkı ve hürriyeti anlayışı budur.

Bibliyografya:

Doç. Dr. Hüseyin Tekin GÖKMENOĞLU, İslam’da Şahsiyet Hakları, T.D.V. Yayınları, Ankara 1997

Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN, Mukayeseli İslam Hukuku, İstanbul 1978

Prof. Dr. Osman ESKİCİOĞLU, İslam Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, İzmir 1996

Ahmet GÜRKAN, İslam Kültürünün Garbı Medenileştirilmesi, Ankara 1975

Sabri Şakir ANSAY, Hukuk Tarihinde İslam Hukuku, Ankara 1958

Servet ARMAĞAN, İslam Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, Ankara 1987

Buhari, Sahihi Buhari, T.D.V. Yayınları Ankara 1993

Kur’an-ı Kerim Meali

http://www.islami.cjb.net

htttp://www.hurhakkadavet.cjb.net

Zehra İMANCI